3 Kasım 2002 Seçimi, düzen partileri, sosyal demokrasi, sosyalistler, Kürtler ve tüm toplumsal muhalefet için büyük önem taşıyor. Önümüzdeki yılların siyasal çerçevesini belirleyecek gelişmelerin önemli unsurları bu seçimin sonuçlarında daha açık görülecek. ÖDP, son kongresinde bunları dikkate alarak politik öneriler geliştirdi ve görevler koydu. Bunların başında seçimlerde ittifak yapılması vardı.Ancak, gösterilen bütün çabalara karşın, bu seçim dönemde umulan kapsamda bir sonuç elde edilemedi. Gerek bu çalışmalara katılanlardan bazılarının yaptıkları açıklamalar, gerekse onları destekleyen kimi medya organlarında çıkan haber ve yorumların, gerçekleri tam olarak yansıtmadığı ve hatta kasıtlı iddialarla dolu olduğu görülüyor. Gerçekleşmeyen ittifakın öyküsünün ve sorunlarının basit suçlamalar ve kısır tartışmalara konu olması, ittifakın gerçekleşmemesi kadar üzücü olmasa da, yine de hoş olmayan bir iklim yaratıyor. Bu tavır, partiler arasındaki ilişkiyi zedeleyebileceği gibi, siyasal tarihimize gerçekle ilgisi olmayan iddiaların kalmasına da neden olabilir. Bu yazıda, ihtiyaç duyulan yerde ayrıntılara girerek, ÖDP, HADEP ve SHP arasında sürdürülen ve kamuoyunda "Sol İttifak" diye adlandırılan girişimin genel seyri anlatılmakta ve bazı dersler çıkarılmaya çalışılmaktadır. Genel başkanlar arasındaki ilişkinin özel zeminine girilmekten imtina edilmiştir. Ancak, onlar arasında resmen değerlendirilmesi istenen konu, öneri ve davranışlar , o kapsamda yazı içinde verilmiştir. Bu anlatımda tıkanma noktaları, nedenleri ve tarafların tavrı yansıtılmak istenmiştir. Bütün nesnellik çabalarına rağmen, ilişkinin çok taraflı olmasının yarattığı güçlükler bulunduğu da dikkate alınmalıdır. Diğer siyasi çevre, kurum ve kişilerin değerlendirmelerine, tutumlarına ve davranışlarına ise çok az ve konuyla ilgileri oranında değinilmektedir.
ÖDP KONGRESİ: SON SEÇENEK SOL SEÇENEK!
ÖDP'nin hareket hattını kongre belirledi. 3. Büyük Kongre, erken seçim ihtimalini dikkate alarak, örgütlü örgütsüz tüm emek güçlerini, ezilenleri,dışlananları, gençleri, kadınları geleceklerine sahip çıkmaya, kaderlerinin değiştirmeye ve aktif siyasete çağırdı. "Solun bu kritik dönemde bir seçenek olarak kendini ortaya koymasını, emekten yana çözüm üreten bir halk iradesinin ortaya çıkmasını zorunlu gördüğünü; bu bağlamda, ülkenin yakın geleceğini belirleyecek, sosyalistlerden sosyal demokratlara, Kürt muhalefetinden diğer toplumsal muhalefet unsurlarına uzanan bir sol seçeneği yaratma mücadelesini ihmal edilemez bir görev olarak kabul ettiğini" açıkladı. Sadece ÖDP'nin iradesiyle yaratılamayacak olan böylesi bir seçeneğin önemini tüm muhataplarına anlatmak ve ortak mücadele içinde örmek üzere girişimlerde bulunma kararı aldı. Tüm emek güçlerini, "Başka bir dünyanın, başka bir Türkiye'nin ve başka bir yaşamın mümkün olduğu"na inananları, bu amaçla bir araya gelmeye çağırdı. Yaşanılası bir ülke için "Son seçenek sol seçenek"tir, dedi.
HERKES İTTİFAK İSTİYOR
Kongreye katılan HADEP, TDP ve SHP Genel Başkanları ve merkez yöneticileri de konuşmalarında, Genel Başkan U.Uras'ın ittifak çağrısını olumlu bulduklarını ve benimsediklerini ifade ettiler. Hatta, HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak " Biz sizlerle birlikte olmaya hazırız, sevgili ÖDP'liler sizlerde hazır mısınız ?" diyerek, çağrıya soruyla yanıt verdi. ÖDP'nin ortaya attığı ittifak önerisi, daha kongre anından itibaren muhataplarında yankı bulmaya başlamış görünüyordu. 14 Temmuz 2002'de ilk toplantısını yapan ÖDP Parti Meclisi de, "Bir erken genel seçim ihtiyacı gündemdedir" diyerek, Seçim Yasası ve Siyasi Partiler Yasasında seçim ittifaklarının serbest bırakılmasını ve barajın indirilmesini doğrultusunda demokratik değişikliklerin yapılmasını talep etti. "Özgür ve Demokratik bir Türkiye için", "Yoksul değil, sosyal bir Türkiye yaratmak için", IMF koalisyonuna karşı, ücretli çalışanların,yoksulların, dışlanmışların "Halk Koalisyonu" oluşturmasını bir ortak hedef olarak gösterdi. Genel Başkan ve MYK'nın harekete geçmesini istendi.
SEÇİM KARARI VE ÖDP'NİN İLK TEMASLARI
Koalisyon Hükümeti'nde görülen anlaşmazlık ve DSP'nin parçalanması seçimi umulandan daha öne çekti. TBMM'nin 3 Kasım 2002 tarihini kararlaştırmasının ardından. YSK 5 Ağustos 2002'de sıkıştırılmış bir seçim takvimi açıkladı. Seçim Yasası ve Siyasi Partiler Yasasına dokunulmamış, yani baraj indirilmemiş ve ittifak yasağı devam ediyordu. Zamanın daralması nedeniyle, Ağustos'un ikinci haftasından itibaren, özellikle Genel Başkan U. Uras ve MYK, ittifak amaçlı yoğun bir görüşme trafiği başlattı. Bu dönemde SHP, TDP ve HADEP Genel Başkan ve yöneticileri ile siyasi gelişmeler, seçim ve ortak davranış ihtimalleri hakkında fikirlerin paylaşıldığı görüşmeler oldu. 8 Ağustos 2002'de SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın ve Genel Sekreteri Fikri Sağlar İstanbul'da bir yapılan görüşmede, HADEP'in ittifak için yedek partisi DEHAP'ı çatı olarak önerdiğini ve genel başkanının da İnönü olmasını istediğini belirttiler. Ayrıca, İnönü'nün öneriyi kendisi için uygun bulmadığını ilave ettiler. Bu görüşmede ÖDP'nin önerdiği geniş yelpazeli "Sol Seçenek" SHP'ye etraflıca anlatıldı. Üzerinde durulan alternatifler arasında, ÖDP'ye de dikkat çekildi. ÖDP'den ayrılanların bir kesiminin parti girişimine (SDP) ve genel başkanları Akın Birdal'a ilişkin yaklaşım sorulduğunda ise, böylesine geniş yelpazeli sol bir ittifakın gerçekleşmesi ve tarihi bir buluşmanın sağlanmasında, ÖDP'nin böyle ayrıntılara takılmayacağı, Uras tarafından açık olarak belirtildi. 15 Ağustos'ta Ankara'da SHP'ye yapılan ziyarette basın önünde ÖDP resmen ittifak teklif etti. SHP bu teklifi olumlu karşıladığını açıkladı.
HADEP, SAADET'LE İLİŞKİSİNİN AÇIKLANMAMASINI İSTİYOR
Bu dönemin önemli ikinci görüşmesi 14 Ağustos 2002'de HADEP Genel Merkezi'ne gerçekleşti. Ufuk Uras, Murat Bozlak ve HADEP Heyetine ÖDP'nin resmi ittifak teklifinde bulundu. Bu ittifakla Türkiye'nin siyasi tablosunun nasıl değişeceğine ilişkin öngörülerini belirtti. Basına kapalı olan görüşmede Bozlak, Saadet Partisi ile ittifak görüşmeleri yaptıklarını, oldukça mesafe aldıklarını, aksi bir gelişme olmaz ise kısa sürede sonuçlanabileceğini ifade etti. Kendileri açısından TBMM'ye girmenin çok önemli olduğunu, bu ihtiyaçlarını dikkate alarak ittifak çalışmalarını sürdürdüklerini açıkladı. Eğer ÖDP isterse, Saadet Partisi'nin HADEP'e tanıdığı kontenjandan listelere girmek üzere milletvekili adayı vermesini teklif etti. Böyle bir adım atılması halinde bu ilişkinin ÖDP-SP ilişkisi değil, ÖDP-HADEP ilişkisi olacağı ve ÖDP için siyasi bakımdan bir mahsurunun olmayacağını ileri sürdü. HADEP'in bu teklifinin uygun olmadığı belirtilerek kabul edilmedi. HADEP yönetimi bu kapalı görüşmede dile getirdikleri "HADEP-Saadet Partisi ile İttifak Anlaşması" konusunun kamuoyuna açıklanmamasını istedi ve görüşmenin ardından basının önüne çıkıldığında ise "Sol güçlerin ve demokrasi güçlerinin seçim ittifakından yanayız" şeklinde demeç verdi.
EMEP'İN POLİTİKASI BAĞIMSIZ ADAY ÇIKARMAK
EMEP'le biri gayri resmi olmak üzere iki görüşme yapıldı. Kendi istemleri üzerine 21 Ağustos'da ÖDP İstanbul İl Merkezi'inde yapılan görüşmede Genel Başkan Levent Tüzel sol ve sosyalist güçlerin ittifak yapmasını ve bağımsız adaylar çıkarmalarını önerdi. Ufuk Uras, bağımsız aday önerisine ÖDP'nin sıcak bakmadığı belirtildi. Her iki genel başkan basına yaptıkları açıklamada bir arada duruşun önemine işaret ettiler. EMEP, Eylül ayının ilk günlerine kadar bağımsız adaylar konusundaki görüşünü devam ettirdi.
SOLU GÖSTERİP SAĞA YÖNELME
Bu ilk aşamada dikkat çeken husus, sol kamuoyunda, demokrasi güçlerinde ve toplumsal muhalefet örgütlerinde oluşan güçlü ittifak beklentisidir. HADEP'in ittifak istiyormuş gibi sola dönük genel açıklamalar yapmasına karşın, konuya yaklaşımında topu sola atma çabası ve harekete geçme düzeyinde sola yönelik belirsizlik sergilemesi göze çarpmaktadır. EMEP'te ise bağımsız aday girişimleri ve SHP'ye yönelik deklare ettiği katı tutum görülmektedir. SHP'ye gelince, geniş yelpazeli ilişkiler, ilgili yasaların acilen değişmesi ve ittifakın mutlaka gerçekleşmesi yönünde açıklamaları ile kamuoyunun önündedir. ÖDP'nin ise kongre kararı ve ittifak görüşmeleri ortada iken, tutumu hakkında ittifaktan kaçındığı, güçlükler çıkardığı ve farklı siyasal çevrelere yöneldiği, hatta bazı çevreleri ittifak çalışmalarına dahil etmek istemediği gibi iddialar basın organların görülmekte, özellikle kamu çalışanları sendikaları alanında bu tür dedikodular etkili olmaktadır. Bunu dikkate alan ÖDP Genel Merkez yöneticileri, 27 Ağustos 2002'de HADEP'i ziyaret ederek, "SAADET PARTİSİ ile ilişkinizin kamuoyuna açıklanmamasını siz istediniz. Biz bu isteğinizi anlayışla karşıladık. Ama bazı yöneticilerinizin ve sizi destekleyen bazı medya organlarının, ÖDP'nin ittifaktan kaçındığı, engellediği gibi yalan haberler yayınlamalarını doğru bulmuyoruz. Bunları önleyin", şeklinde eleştiriler yönelttiler. HADEP yöneticileri, eleştirileri haklı bulduklarını belirttiler. Ancak, bu özeleştirel tavra rağmen aynı iddia ve dedikoduların devam ettiği görüldü.
HADEP NİHAYET SOL'A YÖNELİYOR
28 Ağustos'ta ÖDP'yi ziyaret eden HADEP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Turan Demir ve beraberindeki heyet Saadet Partisi ile sürdürdükleri ittifak görüşmelerini "şimdilik rolantiye aldıklarını" bildirerek, artık sol ve demokrasi güçlerinin birlikteliğini hayata geçirebileceklerini açıkladı. İttifakın HADEP çatısı altında olabileceğini eklediler. Ayrıca, ANAP ve YTP'nin üst düzey yöneticileriyle de görüştüklerini belirttiler. İki hafta kaybedilmiş olmasına karşın, bu yeni durumu değerlendiren ÖDP süreci hızlandırma kararı aldı. 1 Eylül 2002 günü SHP, HADEP ve EMEP'in Genel Sekreter ve Genel Başkan Yardımcıları düzeyindeki heyetlerle ittifak konulu resmi görüşmeler yaptı ve gayri resmi temaslarda bulundu. SHP ve HADEP ile daha çok çatı konusu, yani HADEP ve DEHAP'ın durumu ile ÖDP konusu ele alınıp çeşitli yönleriyle tartışılırken, EMEP'in bağımsız adaylarla seçime gidilmesi önerisinde ısrarlı olduğu görüldü. HADEP de, EMEP`le yaptığı görüşmenin ardından, bu partinin" Bağımsız adaylarla seçime girilmesi "fikrinde ısrar ettiğini, teyiden ÖDP'ye bildirdi.
GENEL BAŞKANLAR SEÇENEKLERİ TARTIŞIYOR
2 Eylül 2002'de U.Uras İstanbul'da M. Karayalçın ve beraberindeki heyetle, Ankara'da ise M. Bozlak ve beraberindeki heyetle ÖDP Genel Merkezi'nde görüşmeler yaptı. SHP ile çatı, genel başkanlık ve yönetim organları ve genişleme konusu yeniden ele alındı. DEHAP önerisinin dezavantajları ve doğabilecek riskler üzerinde duruldu. Adı, genel başkanı ve yöneticilerinin bilinmemesi ile bu birlikteliği kucaklayacak kurum ve kuralların belirsizliğinin yaratacağı kaotik durumun seçim çalışmalarında meydana getireceği zaaflar üzerinde konuşuldu. ÖDP bu değerlendirmelere katılırken, genel başkanın kamuoyunun tanıdığı dördüncü bir kişi olabileceğini belirtti. Aynı gün ÖDP Genel Merkezi'nde HADEP'le yapılan diğer görüşmede ise, M. Bozlak, Saadet Partisi ile sürdürdükleri ittifak ilişkisinin bozulduğunu, meydana gelen gecikmeden kendilerinin sorumlu olduğunu açıkladı. Bozlak bu görüşmede, ittifakın genişlemesi bağlamında ÖDP'nin SDP ve genel Başkanı A. Birdal'a karşı tavrını sordu. Uras, "Bugüne kadar ittifak konusunu görüşen ve bazı konuları tartışmış ve mesafe almış olan HADEP, SHP ve ÖDP üçlüsü çalışmalara hemen başlasın ve kimseyi dışarıda bırakmayacak şekilde projeyi genişletsin. Bizim böyle önemli bir meselede kimseyi dışarıda bırakacak rezervimiz olamaz" şeklinde yanıtladı. Bu arada, bu üçlünün görüşmelerinde yer almayan Akın Birdal'ın , onlar adına Med TV'ye açıklamalar yapmasının yarattığı acaip duruma dikkat çekti. M. Bozlak da aynı sıkıntıyı paylaştığını belirtti, ısrarla sürdürülen bu tür tavırları eleştirdi. Bu görüşme sonunda üç partinin 3 Eylül'de bir teknik heyetle hemen çalışmalara başlanması hususunda mutabık kalındı.
İTTİFAKIN ÇATISI VE BAŞKAN SORUNU
Bu ilk görüşmelerin yarattığı zemin, birlikteliğin politik çerçevesi, hukuku, işleyişi, genişleme stratejisi, yürütmesi, hukuksal hazırlıkları, kampanya hazırlıkları, milletvekili adaylıklarıyla ilgili Türkiye tasarımı gibi konuları genel başlıkları çerçevesinde ele alacak üçlü bir teknik heyetin devreye girmesine uygun hale gelmiş gibi görünüyordu. 3 Eylül'de ÖDP, SHP ve HADEP teknik heyetleri bir araya geldi. Bu görüşmede çatı konusu öne çıktı. HADEP yöneticileri, dava nedeniyle HADEP'in bir seçenek olamayacağını açıkladılar ve DEHAP'ı önerdiler. Diğer seçenek olarak ÖDP de gündeme getirildi. HADEP'in kendi önerisi üzerindeki ısrarı nedeniyle, ÖDP seçeneği biraz geri planda tutuldu. DEHAP önerisi, adı, genel başkanı ve diğer yöneticilerinin tanınmıyor olması ve bu durumun yaratacağı muhtelif güçlükler bakımından tartışıldı. ÖDP ve SHP temsilcileri bu değerlendirmelerde bazı ortak noktalara işaret ettiler. Kısa bir süre içerisinde adı ve hiçbir yönetim kademesi tanınmayan bir partiyle %10 gibi yüksek bir barajın geçilmesinin zorluğuna dikkat çekildi. İttifakın seçmenler nezdinde ikna edici olması, güven ve ciddiyet telkin etmesi bakımından da sorunun ele alınması gerektiği ifade edildi. Hem SHP ve hem de ÖDP tarafından, eğer DEHAP olmasında bu kadar ısrar ediliyorsa, o zaman genel başkan, PM ile Merkez Yürütme Kurulu ve bazı illerin yönetimlerinin, acilen bir olağanüstü kongre toplanarak değiştirilmesi yoluna gidilmesi önerildi.Yasanın ve seçim takviminin bu değişikliklerin yapılmasına imkan verdiğine işaret edildi. İsim değişikliği konusunun ise üzerinde ayrıca durulması ve araştırılması gerektiği belirtildi. SHP, genel başkanlığa M.Karayalçın'ı önerdi. ÖDP temsilcileri ise Yaşar Kemal gibi dördüncü bir ismin olabileceğine dikkat çekti. HADEP temsilcileri kendi gerçeklikleri ve güçlüklerine vurgu yaparak, sözü edilen değişikliklerin yapılmasının mümkün olamayacağını ifade ettiler ve bundan böyle görüşmelerin, EMEP ve SDP'nin de dahil edilmesiyle, 5'li olarak yapılmasını istediler. ÖDP çatısının kendileri için uygun bir seçenek olamayacağını ve birkaç puan oy kaybettirebileceğini açıkladılar. HADEP'in kararını bunlar olduğunu ve bunun dışına çıkamayacaklarını deklare ettiler.
HADEP'İN ISRARLARI
Bu ilk teknik heyet görüşmesinde, bütün önemli meselelerde ilerleme kaydedilemediği görüldü. Oturum sonunda tarafların görüşleri bir kez daha özetlenerek ilgili yönetimlere aktarılması kararlaştırıldı. Buna göre, HADEP, DEHAP'la seçime girilmesi gerektiğini, en fazla ve belki genel başkanının değiştirilip M. Bozlak'ın olabileceğini, mevcut yönetimlerin biraz geriye çekilebileceğini, başka bir değişikliği kabul edemeyeceklerini ve bundan böyle görüşmelere aynı düzeyde ve mutlaka EMEP ve SDP genel başkanlarının da dahil olması gerektiğini belirttiler. ÖDP temsilcileri ise, genel başkan sorununun çözülebileceğini ve dördüncü bir kişinin de olabileceğini belirttiler. ÖDP'nin bir çok problemi ortadan kaldıracak bir seçenek olduğunu ve ittifakın ihtiyacına uygun olarak isim, genel başkanlık ve merkez organlar da dahil olmak üzere istenen bütün değişikliklerin yapılabileceğini açıkladılar. DEHAP'ta ısrar ediliyorsa o zaman genel başkan, merkez organları ve bazı illerde yönetimlerin mutlaka değişmesi yönüne gidilmesinin çalışmayı oldukça kolaylaştıracağını söylediler. Projenin genişlemesi konusunda ise, kamuoyunda yankısı görüldüğü gibi, bir süreden beri bu ittifak görüşmelerini sürdüren SHP-HADEP-ÖDP üçlüsünün böyle büyük ve tarihsel projenin garantörü olduklarını, projenin mutlaka genişlemesi gerektiğini, her hangi bir gerekçeyle kimsenin dışarıda bırakılamayacağını, genişleme stratejisinin bu üçlünün çalışması ve temel yaklaşımı oluşturması ile hemen gerçekleşebileceğini belirttiler. SHP temsilcileri ise hangi partinin çatısı altında olursa olsun isimlerin değişmesini istedi. SHP veya sosyal demokrasiyi ve solu içeren bir isim olmasını, SHP olduğu takdirde kendi partilerini feshedip mal varlığı ile birlikte o partiye katılabileceğini açıkladı. Çatı hangi parti olursa olsun, genel başkanın M. Karayalçın'ın olması gerektiğini, ama buna üç genel başkanın karar vermesinin uygun olacağını ilave ettiler. Şayet, ÖDP'nin ismi değişip SHP olması halinde ÖDP ile, değilse DEHAP ile seçime gidilmesini tercih edeceklerini ifade ettiler. Bu durumda ise DEHAP'ın Parti Meclisi, Merkez Yürütme Kurulu ve en az 15 il örgütünün yönetimlerinin değişmesini istediler. SHP temsilcileri genişleme konusunda ise, kamuoyuna yansıyan yönüyle de bu ittifakın stratejik sorumluluğunun bu üç partinin üzerinde göründüğünü belirttiler. Bu gerçekliğin dikkate alınmasını isteyerek, bu üçlünün konumu korunmasını; seçim faaliyetinin stratejik yöneliminin bu partiler tarafından belirlenmesini, seçim bildirgesinin genel çerçevesinin çizilmesini, milletvekili tasarımı ve dağılımının bu üçlü tarafından dizayn edilmesini önerdiler. Bu üçlünün yönlendirici rolünün sürmesi gerektiğini belirttiler.
TARİHİ BULUŞMA ALGILANAMIYOR
İlgili partilerin genel başkanlarına ve merkez yönetimlerine iletilen bu görüşler, ittifak görüşmelerinde ciddi tıkanmalar yaşandığını gösteriyordu. Genel başkanlar da bunu birbirlerine teyit ettiler. Bu ikinci dönemde dikkat çeken nokta, bu birlikteliğin niteliğine, çapına ve önemine uygun bir yapı, kimlik, kurul, kural ve işleyiş arayışı ve ihtiyacı söz konusu olduğu halde, özellikle HADEP'in bu görmezden ve anlamazdan gelen tutumu ve ısrarı olmuştur. Olayın algılanışında ciddi farklılıklar olduğu görülmektedir. HADEP'in bu ittifakı, daha önce birkaç kez yaptığı gibi, partilerin basit olarak bir araya geldiği ve bir çatı altında milletvekili adaylarıyla seçime girdikleri sıradan bir işbirliği girişimi olarak ele alması, önerilerini bu mantık üzerinden oluşturması tıkanmaya yol açıyor ve çözümü zorlaştırıyordu. Gerek halk, gerekse medya ve devlet katında bu proje, tarihi niteliğiyle, büyüklüğüyle ve siyasal denklemleri değiştirme potansiyeliyle yeterince ilgi çekiyordu. Onun öznelerinin bunu görmemesi veya küçük ölçekli değerlendirmelerle görmezden gelmesini izah etmek çok zordu.
URAS: MURAT BOZLAK ÖDP GENEL BAŞKANI OLSUN
Ortaya çıkan tıkanmanın aşılması için U.Uras'ın girişimiyle üç partinin genel başkanı 4 Eylül 2002'de Ankara'da sabah kahvaltısında bir araya geldiler. M. Karayalçın DEHAP'ın tanınmamış olduğuna yeniden dikkat çekti ve başkanıyla merkez organlarının değişmesi gerektiğini tekrar etti. Bu kabul edilmez ise, ÖDP çatısı altında ve U. Uras'ın başkanlığında seçime gidilmesini önerdi. M. Bozlak, bunun mümkün olamayacağını, parti başkanlarından fiili bir heyetle de ittifakın sürdürülebileceğini ileri sürdü. Bu öneriler karşısında U.Uras, tıkanma noktasındaki pozisyonlarda ısrar ederek sorunun çözülemeyeceğini belirtip, DEHAP'ın adının değiştirilmesi isteminden vazgeçilmesi ve bu partinin başkanlığına Yaşar Kemal gibi dördüncü bir ismin getirilmesi yoluyla sorunun çözülmesini teklif etti. Kabul edilmiyor ise, o zaman ÖDP'nin genel başkanlığına Murat Bozlak'ın getirilmesini, eğer o da kabul edilmez ise, o zaman olağanüstü kongreye gidilerek DEHAP'ın yalnızca merkez organlarının değiştirilip böylece seçime gidilmesini teklif etti. Bunlar da kabul görmeyince, Uras'ın çabaları sonuçsuz kaldı ve tıkanma bir kez daha aşılamadı.
ÖDP'DEN DAR ZİHNİYET KALIPLARINI KIRAN ADIMLAR
Kamuoyunda "Sol İttifak"ın büyük bir heyecan ve beklenti yaratmış olması, daha sonuç alınmadan üç partiye manevi ve siyasi ağır bir sorumluluk yükledi. Sorunlara partilerin kendi dar ihtiyaç ve endişeleri penceresinden bakmaları kabul edilemez ve kimseye anlatılamazdı. Mevcut siyasal alışkanlık ve zihniyet kalıplarını kırmadan, cesaretli adımlar atmadan, sorunların üstesinden gelinemeyeceği belliydi. U. Uras ve ÖDP Merkez Yürütme Kurulu durumun vahametini dikkate alarak, ittifakın gerçekleşmesi için ÖDP'nin her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olduğunu samimiyetle ortaya koymak, kapıları yeniden aralamak, cesaretli davranma ve kalıplarını kırma çağrısında bulunmak üzere 4 Eylül 2002'de bir basın toplantısı düzenledi (4 Eylül Basın Açıklaması). Uras, "Bu tarihsel bir buluşma olacaktır. Çünkü, bir taraftan sosyal demokratlarla sosyalist solu tarihimizde ilk kez böyle bir politik zeminde bir araya getirmeyi, diğer taraftan Doğu ve Güneydoğu halkı ile Batı halkını demokratik, eşit ve özgür Türkiye hedefi için bir araya getirmeyi hedeflemektedir", dedi. Bunun milyonlarca emekçi, yoksul, ezilmiş yurttaşımızın gönlünde yatan bir Türkiye projesi olduğuna dikkat çekti. Sendikalar, meslek ve demokratik kitle örgütleri ile yurttaş inisiyatiflerinin projeye verdiği değer ve desteğe vurgu yaptı. Sosyal adaleti, eşitliği ve emekçilerin haklarını ön plana alan bir sol iradeye olan ihtiyacı dile getirdi. Ortaya çıkan güçlüklere dar politik anlayışlarla yaklaşmanın doğru olmayacağını ifade ederek, ÖDP ve Genel Başkan olarak kendisinin bu tarihsel buluşmanın gerçekleşmesi için her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olduğunu açıkladı. Bu amaçla: ÖDP genel başkanlığından hemen istifa etmeyi; ittifaka katılanlardan birinin genel başkanlığında çalışmayı; ÖDP'nin bütün merkez organlarının değiştirilerek ittifaka katılan partilerle ortaklaştırılmasını; ÖDP'nin ismini dahi ittifakın belirleyeceği bir isimle değiştirmeye teklif etti. İttifakı kimliklerin yok edildiği bir iltihak olarak değil, solu TBMM'ye ve iktidara taşıyacak bir kader birliği olarak gördüğünü ifade etti. Böyle bir Türkiye projesinde hiçbir siyasi partinin veya demokratik örgütün bir başkasına biat etmesinin yeni ve demokratik bir siyasal kültürle ilgisi olamayacağını belirtti. Sendikalar ve demokratik kitle örgütlerini ittifakın gerçekleşmesi hususunda inisiyatifli olmaya çağırdı. Bu tür bir çağrı Türkiye siyasal yaşamında bir ilk sayılırdı. Sorunların nasıl aşılabileceğini gösteren devrimci bir fedakarlık ve cesaret örneğiydi. Dar parti çıkarlarını esas alan zihniyet kalıplarını zorlayan bir siyasal tavırdı. Kamuoyunda görülen olumlu tepkiler de bunu gösteriyordu.
HADEP: MURAT KARAYALÇIN DEHAP'A GENEL BAŞKAN OLSUN
Aynı gün öğleden sonra, üç genel başkan ve merkez yöneticileri SHP Genel Merkezi'nde toplandılar. M. Bozlak, M. Karayalçın'a DEHAP'ın genel başkanlığını teklif etti ve merkez organlarda değişiklik yapılmasını önerdi. EMEP'in bağımsız adaylar fikrinde ısrar ettiğinden bu ittifakta bulunmayacağını açıkladı. Ayrıca, SDP'nin Üçlü'ye dahil edilmesini istedi. M. Karayalçın, öneriyi kabul etti ve merkez organlarının ittifak partilerinden oluşması gerekir, dedi. Üçlü'ye SDP'nin de katılması konusunda ise SHP ve ÖDP'nin yaklaşımı "Teknik heyet toplanıp genişleme stratejisini tespit etsin, geniş bir toplum kesimine açılmaya ihtiyacımız var. Bu partinin ve bir çok kesimin katılımını sağlamalıyız" şeklinde oldu. Ancak, HADEP yöneticileri ise bu partinin hemen ve mutlaka bu üçlü arasında yer alması konusunda ısrar ederek, parti olarak durumu yeniden değerlendirmek istediklerini belirttiler. Tıkanma tam aşılıyor gibi görünürken, bir genişleme stratejisi üzerinde görüşme yapılmaksızın ve genişleme anlayışını oluşturmaksızın,bu konu yeniden tıkanmaya yol açıyordu. Yaklaşık bir aydır çeşitli görüşmeler yaparak ittifak çabasını bu noktaya taşımış olan partilerin, yani kamuoyunda bu ittifak girişiminin garantörü olarak görülen üç partinin arasına, adı yeni yeni devreye giren SDP konusundaki bu tarz ısrarın nedeni tam anlaşılamadı. Üstelik ittifaka dahil edilmesinde bir sorun da yoktu. İttifakın bütün örgütlenmelerinde yer alabileceklerdi. O halde, kimse açısından bir problem olarak görülmeyen SDP ileri sürülerek neden ittifak tıkanıyordu, anlaşılamadı. Ama bu bir soru olarak ortada kalmaya devam etti. Yapılan ikili temaslarda "SDP, üçlünün yanında 4. olarak yer almaz ise biz yokuz" tutumunun sürdüğü görüldü. U. Uras "Teknik heyet hemen toplansın, genişlemeyi tasarlasın, kimler çağırılacak belirlensin ve bu parti de çağrılacaklar arasında olsun ve bu iş birkaç saat içinde bitirilsin", dediğinde ise, M. Bozlak "Arkadaşlarla karar aldık ,hemen şimdi 4'lü toplanmazsa biz bu işte yokuz" yanıtını vererek, ipleri bir kez daha koparacaklarını açık olarak teyit ediyordu. Aynı konuda SHP'ye de saat 18.00'e kadar süre verildiği ileri sürülüyordu. Buna rağmen, SHP yönetiminin girişimiyle, tıkanmanın aşılması ve genişleme stratejisinin görüşülmesi için aynı gün saat 23.00'de SHP Genel Merkezi'nde üç partinin teknik heyetlerinin bir araya gelmesi taraflarca kabul edildi. Ancak katılacaklarını bildirmelerine rağmen HADEP heyeti saat 02.00'ye kadar beklendi ve herhangi bir haber vermeksizin görüşmeye gelmedikleri görüldü.
HADEP: BİZ EMEK, BARIŞ VE DEMOKRASİ BLOKU KURDUK
M. Karayalçın, genel başkanların yeniden görüşmelerini sağlamak üzere 5 Eylül 2002 günü saat 15.00'de SHP Genel Merkezi'nde toplanılmasını teklif etti ve öneri bütün taraflarca kabul edildi. Ancak, bu görüşme gerçekleşmeden 30 dakika önce HADEP Genel Başkanı M. Bozlak yanına EMEP, SDP ve DEHAP Genel Başkanlarını da alarak bir basın toplantısı düzenleyip, seçimlere dönük olarak Emek, Barış ve Demokrasi Bloku kurduklarını ilan etti. Bu blokun katılmak isteyenlere açık olduğunu belirtti. Bir soru üzerine, isterlerse SHP ve ÖDP'de katılabilirler, dedi. SHP ve ÖDP genel başkanları krizi çözmek üzere az sonra yapacakları Üçlü toplantıyı beklerken, medyadan bu gelişmenin öğrenilmesi soğuk düş etkisi yaptı. Haklı olarak ciddi bir güvensizlik duygusunun yerleşmesine neden oldu. Toplantıya katılamayacağı baştan belirtmek varken, haber vermeksizin aynı saatte bazı partilerle blok oluşturduğunu ilan edip, basın üzerinden çağrılarda(!) bulunan nezaket dışı bir üslubun tercih edilmesi oldukça dikkat çekiciydi. Bazı basın mensuplarının "Burada ÖDP ve SHP neden yok" şeklindeki karşılıksız kalan sorularının havalarda uçuşması ise çok anlamlıydı. Bu gelişme üzerine, SHP ve ÖDP genel başkanları 6 Eylül 2002 günü SHP genel merkezinde ortak bir basın toplantısı düzenleyerek (6 Eylül Ortak Basın Açıklaması), yapmak istediklerinin " milyonlarca emekçi, yoksul, ezilmiş ve umudu köreltilmiş yurttaşlarımızın gönlünde yatan bir Türkiye Projesi" olduğunu belirttiler. Özenli bir üslup kullanarak ,"Ancak, gelinen nokta itibariyle, atılan bazı adımlar Türkiye'nin kaderini değiştirecek bu tarihsel buluşmanın sınırlı bir bakış açısıyla değerlendirildiğini göstermektedir… Türkiye'nin demokratikleşmesi ve özgür bir toplumsal yaşamın tesisinde önemli dönüşümleri başlatacak bu işbirliğinin, iyi düşünülmemiş adımlara kurban edilmesi doğru olmayacaktır." uyarısında bulundular. Çabalarını sürdüreceklerini, projeyi büyütmek isteyen örgütlü ve örgütsüz tüm kesimlerle ve yurttaşlarla kucaklaşmaya çalışacaklarını ifade ettiler. Basının HADEP'e yönelik sorunlarına ise "Tıkandığımız noktalar var ama görüşmelerimiz sürüyor" şeklinde yanıt verdiler.
HADEP: FİKRİMİZİ DEĞİŞTİRDİK, KONSEY KURALIM
Aynı gün , M. Bozlak'ın istemi üzerine üç partinin genel başkanı SHP Genel Merkezi'nde yeniden bir araya geldiler. HADEP yeni önerileri vardı. M. Bozlak, " DEHAP'ın çatısı altında seçime girelim ama hiçbir yönetim organını değiştirmek istemiyoruz. Yani, genel başkanını da, merkez yönetimlerini de değiştiremeyiz. Bu partinin organlarını ittifaka açamayız. Bunun yerine, ittifaka katılan partilerin başkanlarından oluşan bir konsey kuralım. M. Karayalçın hem bu konseyin başkanı olsun, hem de kendisini ittifakın başbakan adayı olarak ilan edelim" dedi. Öneri, M. Karayalçın tarafından ciddiyeti tartışmalı, fantastik, hukuku ve kurulu olmayan bir öneri olarak değerlendirildi. U. Uras da, kalınan yerden başlayarak yeni bir sayfa açmanın daha doğru olacağını belirtti. Ama, HADEP'in yeni önerisinin kalınan yerle ilgisi olmayıp, yeni tartışmalar üretmeye namzet olduğuna dikkat çekti. Her görüşmede yeni bir sürprizle karşılaşmak toplantıları zorlayan bir durum yaratıyordu. Yine öyle olmuştu. Üstelik kalınan yerde, SDP konusu anlaşmazlık noktası gibi iddia edilmişken, HADEP'in şimdiki önerisinde asıl değişiklik DEHAP'ın genel başkanlığının Murat Karayalçın'a bırakılmaması ve merkez organlara dokunulmamasıydı. Aslında, sorun bir bütün olarak DEHAP'ın sakınılması ve başka siyasi güçlerin müdahil olabileceği bir değişiklikten uzak durulması noktasında kendini gösteriyordu. Bu problemin aşılması yönünde, yani başka bir partinin çatısı altında adım atılmasına da (Örneğin, ÖDP) yanaşılmıyordu. HADEP hangi nedenle, kendi önerisinden vazgeçtiğini de açıklamıyordu. Bu birlikteliğin öncelikli arayışının ciddi ve güvenilir bir kurumsal çerçeve olduğu bu kadar aşikarken, bu kez sadece katılımcı genel başkanların ferasetine kalmış fiili bir organla(!) ittifakın sürdürülmesi teklif ediliyordu. Kalınan noktadan daha da geriye düşülmüş, ilişkilerde doğan güvensizlik biraz daha mesafe almıştı.
AYDINLAR VE EMEK ÖRGÜTLERİ ZORLUYOR
Yaratılan umudun ardından başlayan hayal kırıklıkları özellikle sol aydın kamuoyunu ve toplumsal muhalefet örgütlerini çok etkiledi. Değişik şekillerde tepkilerini ifade ederek sorunların aşılması gerektiğini, bu önemli ve tarihi fırsatın heba edilmemesini istediler. Kendilerini "Sol Birlik İçin Aydın Sanatçı Girişimi " olarak tanımlayan 31 kişi bir deklarasyon yayınlayarak solda birlik için tüm sol partileri sorumluluğa davet ettiler. Aralarından üçü, O. Çalışlar, C. Başlangıç ve H. Kaplan Ankara'ya gelerek SHP, ÖDP ve HADEP ile iki tur görüşme yapıp sorunların aşılması için katkıda bulunmaya çalıştılar. Birçok sendika, dernek ve meslek örgütü yönetimleri ve temsilcileri aynı doğrultuda açıklamalarda bulundular. Ancak bu girişimlerin yetersiz kaldığı, sonuç alamadığı ve dışarıdan seslenmenin ötesine gidemediği görüldü. Bu şekliyle, dar parti çıkarını esas alan zihniyetlerin aşılması mümkün olmuyordu. İttifak girişiminin bütün Türkiye'de, özellikle toplumsal muhalefetin duyarlı kesimlerinde görülen olumlu etkinin, seçim sürecinde yaratacağı daha da büyük sinerji bir türlü algılanamıyordu. Bu nedenle, o kesimlerden gelen öneriler ve eleştirileri nezaket içinde dinlemekten öte bir tutum görülmüyordu.
ÖDP PM: DÖRT EMEK ÖRGÜTÜ DEVREYE GİRSİN
ÖDP Parti Meclisi toplantısını bu koşullarda, 7-8 Eylül 2002'de Ankara'da yaptı. İki gün boyunca konuyu görüştü ve tıkanmanın nasıl aşılabileceği üzerinde durdu. Partiler arasında, özellikle HADEP'in tavırlarından doğan güvensizliğin giderilmesinin güçlükleri ele alındı. Projenin giderek basitleştirilmesi tehlikesine işaret edildi. Sorunun çözülmesi için "Toplumsal muhalefetin ve Emek Platformu'nun önde gelen örgütleri DİSK, KESK, TMMOB ve TTB'den temsilciler ile siyasi partilerin içinde yer alacağı kurulun oluşturulsun ve seçim çalışmalarının bu kurulun sorumluluğunda yürütülsün. Bir tür emek inisiyatifi olacak bu kurul seçime dair yönelimleri birlikte oluştursun. Partimiz, bu kurulun sol ittifakı ve seçim çalışmalarını güçlendirmek ve başarıya taşımak üzere alacağı bütün kararlara uymayı taahhüt etmektedir. Seçim Bildirgesi'nin politik zemininin ise Emek Platformu'nun Alternatif Ekonomi Programı olması uygundur." şeklinde karar alındı. ÖDP Merkezi, bu karardan hareketle adı geçen dört sendika ve meslek örgütünün yöneticilerinin inisiyatif alması için hemen girişimde bulundu ve olumlu sonuç aldı.
HADEP'TEN YİNE SÜRPRİZ: KARAYALÇIN 5'Lİ KURULUN BAŞINA GEÇSİN
8 Eylül 2002 günü, M. Bozlak ÖDP'ye gelerek U.Uras ile görüştü. Daha önce yanlış adımlar attıklarını belirtti. Asıl sorunun SHP ile HADEP arasında olduğunu açıkladı ve yeni bir öneride bulundu: DEHAP kongresinin toplanarak seçim ve ittifak çalışmalarını yönetecek beş parti başkanından oluşan bir kurulu görevlendirsin ve bu kurulun başkanı da M. Karayalçın olsun. Ayrıca, bu teklifin SHP'ye iletmesini ÖDP'den istedi. Kendileri için görüşmelerin sürdürülmesi bakımında limitin bu akşam sona ereceğini de ilave etti. Uras, geri bir düzeye çekilmiş tekliflerle artık bu problemin aşılmasının zor olduğunu belirtti. M. Karayalçın'a DEHAP genel başkanı olmasını HADEP'in teklif ettiğini ve yine kendisinin vazgeçtiğini, şimdi de kurumsal olmayan bir öneri sunulduğunu belirtti. Böyle kurumsal niteliği olmayan önerilerle bu sorunun çözülemeyeceğini ilave etti. M.Bozlak ise, eğer önerimizi kabul etmeyip SHP ittifakta yer almazsa bile, ÖDP'nin yer almasını ve bu durumda kurulun başkanının kim istenirse onun olabileceğini ifade etti. "Sizin istediğiniz gibi, Yaşar Kemal olabilir" dedi. Uras, sosyal demokratların olmadığı bir zeminin, böyle bir girişim için anlamlı olamayacağı, bu üç partinin kurumsal birlikteliğinin kamuoyunda heyecan yarattığını, bu nedenle eksik bir bileşimde ÖDP'nin bulunamayacağını belirtti. Tıkanan noktadan çözüm aramak yerine, HADEP bir kez daha bambaşka bir teklif öne sürmüştü. Daha öncekinden niye vazgeçildiği hususunda bu kez de bir açıklık yoktu. Teklif M. Karayalçın'a aktarıldığında "Kurumsal olmayan bir ilişkiye girilmeyeceğini" ifade ederek, kabul etmedi. 9 Temmuz 2002'de CNN'de çıktığı programda da artık konunun kapandığını belirtti. Bununla beraber, HADEP ile SHP arasında gayri resmi düzeyde, özellikle milletvekili adaylıkları konusunda görüşmeler yapıldığı, hatta sorunun bu boyutunun büyük ölçüde çözülme noktasına gelindiği, ÖDP yöneticilerinin her iki partinin bazı yöneticilerine yönelttiği sorulara aldıkları yanıtlardan görüldü. İşin esasında tıkanma yaşanıp, Üçlü arasında çıkış yolları aranırken, SHP ve HADEP arasında gayri resmi de olsa milletvekili dağılımının görüşülmesi, ittifakın oturacağı temeli zayıflatan ve HADEP'te zaten varolan tek tek görüşmelere yoluyla sorunu çözme fikrini güçlendiren ve sonuç olarak ittifakı daha da zora sokan bir rol oynuyordu.
DİSK, KESK, TMMOB VE TTB TEMSİLCİLERİ DEVREYE GİREMİYOR
9
Eylül 2002'de ÖDP Genel Merkezi'ni ziyaret eden DİSK, KESK, TMMOB ve TTB genel
başkan ve temsilcileri Ankara'da önce kendi aralarında durumu değerlendirip,
ardından "sol ittifak" ta adı geçen parti başkanları ve yönetimleriyle
görüştüklerini; partilerin görüşlerini aldıklarını ve hangi alanda nasıl bir
katkıda bulunabileceklerini tartıştıklarını açıkladılar. U. Uras, PM'nin önerisini
bir kez daha özetleyerek, parti başkanları ve bu kurumların genel başkan veya
temsilcilerinin içinde yer alacağı 9'lu bir kurulun ittifakın çalışmalarını
yönlendirmesini; doğabilecek sorunların bu kitle örgütlerinin de bulunduğu böyle
bir manevi gücü ve sorumluluğu olan kurul zemininde çözüme kavuşturulmasını;
ÖDP'nin bu zeminde oluşacak bütün kararlara harfiyen uyacağını, zaten bu kurumların
olmadığı bir ittifak girişiminin de dar kalacağını ve umulanı vermeyeceğini
açıkladı. Bu kurumların varlığının ittifak açısından bir garantörlük ve aktif
destek olarak görülmesinin yerinde olacağını belirtti. Daha sonra, bu kurumların
temsilcileri bir kez daha partilere düşüncelerini aktarıp her birinin onayını
aldılar. 10 Eylül 2002 günü saat 13.00'de TMMOB Toplantı Salonu'nda çalışmaları
başlatmak üzere, beş partiyi kendileriyle birlikte 9'lu Kurul olarak toplantıya
davet ettiler. Hal böyleyken, inisiyatif alan dört kitle örgütü temsilcilerinin
milletvekili dağılımı gibi teknik konulara da gireceği gibi iddialardan hareketle
HADEP ve EMEP bu toplantının yapılmasını istemediler. Resmi olmayan yollardan
engellediler. Toplantıya gelmekte olan kimi sendika temsilcilerinin yoldan geri
çevrildiği öğrenildi. Çatıları altında binlerce emekçi ve demokrasi yanlısı
insanı barındıran ve toplumsal muhalefetin en saygın örgütleri arasında bulunan
bu kurumların temsilcilerinin ittifak çalışmalarında inisiyatif alması istenmiyor
ve tıkanmanın devamı tercih ediliyordu. Kamuoyu karşısında, ittifakın bu kurumlar
tarafından desteklenmesi istenirken, onların işin içinde olması ve sürecin
yönlendirilmesinde ve krizlerin aşılmasında rol üstlenmelerine karşı çıkılıyordu.
Üstelik, bu kurumların milletvekili listeleri gibi, tamamen partilerin teknik
heyetlerinin ilgileneceği konulara gireceklerine ilişkin saçma iddialarını anıtlayacak
olguları(!) da açıklamaya yanaşmadılar.
HADEP: ÖNCE LİSTELER VERİLSİN, DÖRT EMEK ÖRGÜTÜNE SONRA BAKARIZ:
Zamanın daralmasını dikkate alan ÖDP, ittifak çalışmalarındaki tıkanmanın aşılması için dört sendika ve meslek örgütünün devreye girmesi gerektiğini 10 Eylül 2002'de basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurdu (10 Eylül Basın Açıklaması).Aynı gün, M. Bozlak ÖDP'yi yeniden ziyaret etti. Bu görüşmede dört kitle örgütünün katılımıyla oluşacak 9'lu Kurulun fonksiyonları üzerinde bir kez daha duruldu. U.Uras, bu birliktelikte HADEP'ın oy desteğinden doğan ağırlığının çok önemli olduğunu ve elbette atılacak adımlarda, özellikle milletvekili tablosunun tasarımında öncelikle gözetilmesi gerektiğini, bu konuda tedirginlikler varsa bunun yersiz olduğunu, katılımcı partiler arasında bu bakımdan eşitlik aranamayacağı hususunu bir kez daha açıkladı. Yani, milletvekili adaylarının Türkiye'ye dağılımında bu partinin hak ettiği ağırlıkta temsil edilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu noktada olgulara dayanmayan varsayımların anlamsızlığını vurguladı. Böyle endişelerle HADEP'in tuhaf çözümlere yönelmiş olmasının tıkanmayı derinleştirdiğini belirtti. 9'lu heyet içerisinde yer alması önerilen sendika ve kitle örgütleri temsilcilerinin milletvekili adaylarını belirleyecekleri var sayımıyla onların varlığına karşı çıkılmasının da doğru olmadığını, böyle şeylerin partililerin bulunduğu alt teknik kurullarda ele alınabileceğini açıkladı. Ama bu kurumların varlığının yapılan işin hem güvencesi, hem de onu büyüten ve emek kesimlerine taşıyan bir tasarım olduğunu ilave etti. Bu 9'lu heyetin düşünülen sol ittifakın politik vizyonunu yansıtmak bakımından son derece önemli bir bileşim olduğunu vurguladı. Bu kurulun toplanmasını önlenmenin iyi bir tavır olmadığına işaret etti. Bu görüşmede M. Bozlak ise, dört kurumun temsilcilerinin de içinde yer aldığı 9'lu heyetin milletvekili aday listelerinin 11 Eylül 2002 saat 17.00'de YSK'ya verildikten sonra toplanmasını istedi. Bu teklif de aslında HADEP ve diğer iki partinin, ittifakın genel tasarımında dört emek örgütünün söz sahibi olmasını istemedikleri açık olarak görülüyordu. O nedenle, 11 Eylül öncesi toplanmasını istememiş ve engellemişlerdi. O nedenle, listeler verildikten sonra toplanabileceğini düşünüyorlardı. Çünkü, bir anlaşmazlık çıksa ve bu nedenle dört emek örgütü temsilcisi devreye girse bile, listeler verilmiş olduğu için iş işten geçmiş olacaktı. Bu anlayıştan hareketle HADEP, 9'lu Heyetin toplanmasını savsaklıyor ve bu arada partilerle tek tek görüşüp 11 Eylül' kadar milletvekili aday listelerinde anlaşma sağlayarak, süreci böyle götürme tarzını tercih ediyordu. Zaten, son iki günde HADEP'in hem SHP ile, hem de diğer iki partiyle tek tek görüşme yaparak milletvekili listeleri üzerinde anlaşma yoluna gittikleri biliniyordu. Türkiye projesi üzerinde genel anlayış birliği sağlanmadığı müddetçe, bu tür görüşmelerden uzak durmaya kararlı olan yalnızca ÖDP idi. HADEP ve SHP'den bazı yöneticiler de yaptıkları görüşmeleri doğrulamışlardı. Hem görüşmelerin genel seyrinden edinilen izlenim, hem de bu son toplantının havası, sol bir ittifak için birlikte bir tasarım yapılması noktasından büyük ölçüde uzaklaşıldığını gösteriyordu. Gelinen nokta itibariyle Sol İttifak çabası, bazı partilerin HADEP'le tek tek görüşmesi ve DEHAP'ın çatısı altında seçime girmek üzere bir kaç milletvekili adayı vermesi gibi bir sınırlı düzeye inmişti.
ÖDP MERKEZİ HADEP'TEN BÜTÜNSEL TASARIMINI SORUYOR
ÖDP Genel Başkanı ve Merkez Yürütme Kurulu 10 Eylül 2002 gecesi durumu bir kez daha değerdi ve bazı sorulara açık yanıt aldıktan sonra nihai kararını vermeyi benimsedi. Aynı gece HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak ile görüşen ÖDP heyeti, MYK'nın tespit ettiği soruları yöneltti. Bunlar ittifakın genel tasarımına ilişkin sorulardı. İttifakın kamuoyu önüne çıkacak olan sorumlu heyetinin bileşimi ve bu heyetin yetkisinin kapsamı hakkındaki ne düşünüldüğü öğrenilmek istendi. İttifakın, her bakımdan kucaklamayı ve temsilcilerini olanaklar ölçüsünde TBMM'ye taşımayı düşündüğü toplumsal muhalefet örgütleri yönelik yaklaşım neydi? Demokrat ve aydın kesimleri de kapsamak üzere bir Türkiye tasarımı var mıydı? Sürecin pratik yönetimi nasıl olacaktı? Bu birlikteliğin politik zemini ve esin kaynakları, özellikle Emek Platformunun Alternatif Programı hakkında ne düşünülüyordu? Gerek ittifakın bileşimi ve gerekse Türkiye'nin Doğusuyla Batısıyla insan zenginliği dikkate alındığında milletvekili adaylarının niteliği, dağılımı ve bütünsel tablosu hakkında genel tasarım var mıydı? Bu konulara dair HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak, gelinen nokta itibariyle sorulara açık yanıt verdi. Milletvekili listeleri 11 Eylül'de YSK'ya verilinceye kadar 9'lu Heyet'in toplanıp, bir Türkiye Projesini birlikte tasarlanması ve diğer konuları buna bağlı olarak planlayıp yürürlüğe sokması gerekli değildi. Listeler verildikten sonra toplanıp bir deklarasyonla birlikteliklerini ilan edebilirlerdi. Artık partilerin de bir araya gelip ortak değerlendirme yapmasının lanakları kalmamıştı. Toplumsal muhalefet örgütlerinden ve demokrat aydın kesimlerden makul sayıda temsilcinin milletvekili adayları arasına alınması da çok zordu. Çünkü, listeler biraz şişmişti. Çok aday başvurusu vardı ve listelerde sıkıntı çıkıyordu. Seçim faaliyetinin yürütmesi HADEP ve SHP genel sekreterleri tarafından yapılmalıydı. Çok ısrar edilirse diğer partilerin temsilcilerini de içerecek adımlar atılabilirdi. Partiler açısından milletvekili adaylıklarının durumuna gelince, diğer partilerle tek tek yapılan görüşmelerle epey mesafe alınmıştı. M. Bozlak, seçilebilir yerlerden SHP'ye 15, EMEP'e 3 ve SDP'ye de 2 milletvekili adaylığı verilerek, partilerin her biriyle protokol imzalandığını açıkladı. Doğu ve Güneydoğu illeri ithal adayı kaldırmazdı ve benimsenmezdi. Şayet, ÖDP'nin oralardan olup, sağ'dan oy getirecek adayları varsa, o zaman üzerinde düşünebilirlerdi. Genel Başkan Uras'ın seçilmesini sağlayacak birkaç münhal il ve sıra vardı. Örneğin Ankara, İstanbul ve İzmir, gibi. Hem bu ittifak çok heyecan yaratmış ve böylece ciddi bir oy potansiyeli beliren Trakya, Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerinden milletvekili çıkarma ihtimali hayli artmıştı. Bu bölgeler ve diğer kalan illerin müsait görülen sıraları üzerinde çalışma yapabilir ve teklif getirebilirsiniz, deniliyordu. ÖDP temsilcileri her hangi bir müzakereye girmeksizin, yalnızca M. Bozlak'ın bu açıklamalarını dinlemekle yetindiler. Açıklamaların sonunda, " Size şu anda evet ya da hayır gibi bir şey söylemiyoruz. Ortaya koyduğunuz bu ittifak tasarımını(!) Genel Başkan Uras'a ve MYK'ya olduğu gibi aktaracağız. ÖDP'nin yanıtını ise bu gece mümkün olan en kısa zamanda HADEP'e bildireceğiz" dediler.
ÖDP'NİN SON SÖZÜ: İÇİNDE YER ALINACAK BİR İTTİFAK OLUŞMADI
ÖDP Genel Başkanı ve MYK bu önerileri etraflıca değerlendirdi. İhtiyaca uygun olmayan ve süreci zora sokan tutumlarla zaman kaybedilmişti. Gelinen noktada, HADEP'in önerilerinin ortak siyasal sorumluluk ve riskin üstlenileceği bir Türkiye Projesiyle, büyük buluşmayla ilgisi görünmüyordu. Her şeyi oy tabanı daha fazla olan partinin belirlediği, diğerlerinin ona tabi olduğu, onun listelerinden milletvekili adayları göstererek seçime katıldıkları, önceki yıllarda da görülmüş ve toplumu etkileme gücü test edilmiş modellere dönüştüğünü aşikardı. Böyle bir yaklaşım ve tasarımla(!)söz konusu ittifaka destek vermesi umulan toplumsal güçleri etrafında toplaması pek mümkün olamazdı. Sürecin bir hukuka dayanmasına ve herkes tarafından benimsenen bir anlayışla sürdürülmesine önem verilmiyor ve her şey bir partinin ihtiyaçları esas alınarak ona göre kurgulanıyordu. Bu ilişkinin eşitlerin ilişkisi olması gerektiği ise hiç önemsenmiyordu. Kimliklerin dikkate alınmadığı ve biat etme kültürünü sürdüren bir ilişki zaman darlığı ve başka bazı gerekçelerle kendiliğinden bu ittifak girişimi içinde yürürlüğe sokulmak isteniyordu. Sosyal demokrasi, sosyalistler ve Kürtleri buluşturan, toplumsal muhalefeti ve aydınları kucaklayan bir Türkiye Projesini, milletvekili listelerinin genel tablosu içinde gerçekleştirmek ise artık mümkün değildi. Türkiye'deki mevcut siyasal denklemleri değiştirebilecek gelişmelerin kapısını aralayacak bir sol seçeneğin bu kadar düzeyi geriye çekilmiş bir modelle ortaya çıkması mümkün görünmüyordu. Böyle bir projenin, oy ve destek alması gereken, asıl yöneleceği toplumsal alan ve güçlerin neler olduğuna pek kafa yorulmadığı anlaşılıyordu.
ÖDP MYK'sı bu genel değerlendirmelerden hareketle aşağıdaki yanıtın HADEP'e iletilmesini kararlaştırdı:
"1)Bu ittifak girişimi, kamuoyunda yarattığı etkiye ve öneme uygun düşen bir yaklaşımla ele alınmadı ve giderek basitleştirildi. Gerçekleşmesi için gerekli özen ve çaba gösterilmedi.
2)Bu ittifak içinde olacağı düşünülen belirtilen partiler arasında ortak bir hukuk oluşturulamadı. Eşit kurumsal ilişkin tesis edilmesi benimsenmedi.
3)Toplumsal muhalefetin ve Emek Platformu'nun önde gelen örgütleri DİSK, KESK, TMMOB ve TTB'den temsilcilerin ve siyasi partilerin içinde yer alacağı 9'lu Ortak Kurulun oluşturulması önerisi esas olarak kabul edilmedi.
4)Bu birlikteliğin politik zeminini ifade edecek olan seçim bildirgesinin hazırlanmasında Emek Platformu'nun Alternatif Ekonomi Programı'nın temel referans alınması fırsatı, dört emek ve meslek örgütüne karşı alınan dışlayıcı tavır nedeniyle heba edildi.
5)Bu ittifak adına seçmenlerin iradesine sunulacak milletvekili adayları genel tablosunun siyasal ve etik sorumluluğu, ittifakta yer alan bütün partilere ait olacakken, HADEP'in bu konuyu tek tek partilerle pazarlıklar yoluyla çözmeye girişmesi yapılan işin ruhuna ve yapılmak istenen "Sol ittifakın ortak sorumluluğuna" aykırı düşmüştür.
6)Bütün bu nedenlerle, böyle bir yaklaşım ve değerlendirmelerden anlamlı bir Türkiye Projesi çıkamayacağını ve bu haliyle de umulan siyasal sonucu vermeyeceğini düşündüğümüzden, artık bu çalışmaların içerisinde yer almayacağız."
Bu yanıtlar 11 Eylül 2002 günü sabaha karşı 02.30'de ÖDP temsilcileri tarafından HADEP Genel Merkezi'nde Genel Başkanı Murat Bozlak ve Genel Sekreter Mahmut Şakar'a bildirildi (11 Eylül Basın Açıklaması).
BAZI DERSLER
Ağustos'un ilk günlerinde başlayıp, Eylül'ün ikinci haftasında sona eren ittifak görüşmelerinde, tarafların çeşitli hataları oldu. Bunların kimi politik tercihlerin yarattığı sonuçlardan etkilenerek yapılan yanlışlardı, kimi de dikkatsizlik, özensizlik sonucuydu. Görüşmelerin çok taraflı olması, ister istemez gerçeklere de çok taraflılık kazandırıyor. Bununla beraber, resmiyet arz eden ve kurumsal ilişkiler kategorisinde olan görüşmeler sürecin ana zeminidir. Yukarıda, kronolojik sıralamayla ve nesnelliğe olabildiğince sadık kalma çabasıyla olgular, sorunlar ve tarafların tutumları verilmeye çalışılmıştır. ÖDP'nin bulunduğu yerden, olgular, sorunlar ve tarafların tutumları böyle görülmüştür. Diğer partiler arasında yapılan görüşmeler ve sonuçları ise, tanıklığa ve belgeye dayanmadığı için esas olarak ele alınmamıştır. İhtiyaç duyulduğunda sınırlı ölçüde değinilmekle yetinilmiştir. Bu görüşmelerde bazı hataların yapıldığı ortaya çıkan sonuçtan bellidir. İttifak başarılamamıştır. Hiç şüphesiz bu sonuçta ÖDP'nin de payı olabilir. Bunun olgulara, belgelere ve tanıklıklara dayalı olarak ortaya konulması halinde, kabul edilmesi devrimci siyasetin bir gereğidir, erdemdir. ÖDP bundan kaçınmayacaktır. Bu değerlendirmeyi bitirirken , önümüzdeki dönemde birlikte yürüteceğimiz başka ortak mücadelelerin bu tür sorunlarla karşılaşmaması için ve hataları bilince çıkarmak amacıyla, muhataplarımızda gördüğümüz hatalı değerlendirme ve tutumlara dair aşağıdaki özetlemenin yararlı olacağına inanıyoruz:
HADEP ÜÇLÜ'NÜN ÖNEMİNİ ANLAMADI: Bu ittifak görüşmeleri baştan itibaren üç parti arasında sürmüştür. ÖDP bunlar arasında sosyalistlerin önemli bir kesimini temsil eden ve kongresinde ittifak konusunda karar alan tek partidir. SHP'nin konumu, temsil ettiği siyasal/toplumsal kesim ve ittifak konusuna verdiği önem bilinmektedir. HADEP'in durumuna gelince önemli bir mücadeleyi ve kitleyi, Kürt seçmenlerin önemli bir bölümünü temsil etmektedir. Türkiye'nin yakın geçmişte yaşadığı büyük sorunlar ve önümüzdeki yıllar dikkate alınca, bu Üçlü bir iddiayı ve çözümü anlatıyordu. Bu Üçlünün birlikteliğine kamuoyunun verdiği değer ortaya çıkmış olmasına karşın, HADEP bu birlikteliğe hak ettiği değeri ve önemi vermemiştir. "Önerilerimi kabul etmezseniz, bakın diğerleriyle ittifak yaparım edasıyla davranmış", sürekli olarak dayatma niteliğinde önerilerde bulunmuştur. Bu üçlünün yarattığı tablonun niteliğini ve çağrı gücünü okuyamamıştır.
HADEP KARAR DAYATMAYI MÜZAKERE METODU OLARAK SEÇTİ: Bu görüşmelerde HADEP'in bir müzakere esnekliğini göstermek yerine, tartışmaya imkan vermeyen katı kararlarla gelmesi önemli bir güçlük noktası olarak ortaya çıkmış ve görüşmelerin anlamsızlığı gibi bir duyguyu beslemiştir. Ortak hareket etmeyi amaçlayan örgütlerin kurumsal ilişkilerin, elbetteki kurul kararları çerçevesinde davranmaları olağandır. Ancak, birlikte yürümenin ortak çerçevesini oluşturmanın da karşılıklı bir müzakereye ve katılımcıların birliktelik uğruna kendi konumlarından belirli sınırlar içinde geri çekilerek bir ortak noktada buluşmalarına bağlı olduğunu görmek zorundayız. Bu görüşmeler dizisinde maalesef pek böyle davranılmamış, "kararımız budur, farklı davranamayız" üslubu dayatıldı. Anlaşılan, tek yanlı dayatmalarla ittifakın gerçekleşebileceği varsayılıyordu.
HADEP DEVAMLI GÖRÜŞ DEĞİŞTİRDİ: Hemen her görüşmeye, bir önceki öneri ve kararını bir yana bırakarak yeni bir kararla gelmiş ve bu kez de onun benimsenmesini istemiştir. Bu konuda çok örnek verilebilir. DEHAP'a İnönü'nün başkanlığı, Karayalçın'ın başkanlığı ve hatta Bozlak'ın başkanlığı HADEP'ten gelen önerilerdi. Merkez organların değişebileceğini de söyleyip vazgeçen yine onlar oldu.
Muhtelif kurul önerileri de geldi, gitti. DEHAP'ın örgütsel bakımdan ittifak için daha rahat değerlendirilebileceği izlenimi verilmişken, birden bundan vazgeçildi. Aday vermekten ötesine gidilmesini istemeyen, sakınma duygu ve düşüncesinin hakim olduğu "DEHAP'a dokunmayın" noktasına gelindi. Madem öyle, genel başkan dahil bir dizi değişiklik önerisi HADEP tarafından niçin teklif edildi? Bu yöndeki kimi değişiklik istemleri neden kabul edildi? Dört emek örgütü ile 9'lu kurul oluşsun fikrini de önce kabul edip, sonra uygulanmasını 11 Eylül'den sonraya atmaya çalışan da HADEP oldu. 5 Eylül'de üç genel başkanın ortak görüşmesine gelme sözü verildi ama, gelinmeyip başka üç partinin genel başkanı ile aynı saatte basın toplantısı yapıldı. Fikir ve davranış değişikliklerinin nedeni de pek izah edilmedi. Bütün bunlar , ortak hukuk ve davranışın birlikte tartışılarak bulunabileceği bir müzakere zemininin oluşmasına hizmet etmedi.
GENİŞ
OY TABANI ÖNEMLİ AMA HERŞEY DEĞİLDİR: Üç görüşmeci parti arasında
en geniş oy tabanına sahip olmanın, kendini merkeze koymayı ve kendine gerekli
olan şeyleri dayatmayı haklı ve meşru kıldığı gibi bir anlayıştan hareket edilmiştir.
Bir ittifakın gerçekleşmesi için güçlü oy tabanının elbette çok önemli olduğu,
ama bunun yeterli olamayacağı göz ardı edilmiştir. Sonraki aşamalarda, üçlü
arasındaki ilişkinin bir ittifak ilişkisi olmaktan çıkaran, HADEP'in diğer partilerle
tek tek milletvekili listeleri konulu görüşme yapmasının da hareket noktasının
bu hatalı anlayış olduğu anlaşılmaktadır.Ortak siyasal sorumluluk ve risk üstlenmenin
önemi görülmemiştir.
KARŞILIKLI GÜVEN UNSURU HAFİFE ALINDI: Görüşmelerin ortaya çıkardığı önemli bir gerçek de güven zedelenmesidir. Hal böyleyken, ittifakı kurulsuz ve kuralsız götürme anlamına gelecek ve ciddiyeti tartışılır önerilerde ısrar etmek de gelişmelerin yeterince okunamadığını göstermektedir. Dört emek örgütünün varlığı bu sorunun aşılmasında önemli bir imkan ve fırsat olduğu halde, kabul edilmemesi anlaşılmaz bir tutum olmuştur. Onların varlığının projeyi ne ölçüde büyüteceği ise daha da önemli bir boyuttu. HADEP bu son çözüm fırsatını da dikkate almamış, erteleme yoluna gitmiştir.
SOLDAKİ AYRILIKLARDAN MEDET UMMAK DOĞRU OLMADI: HADEP'in ÖDP'den bir süre önce ayrılarak SDP'yi kurmuş olanların bu ittifaka katılmaları hususunu, bir sorunmuş gibi döne döne gündeme getirmesi ve asıl çözmek istediği meseleleri bu dolayımla çözmek istemesi doğru bir tarz olmamıştır. Çünkü, ÖDP için bu konu bir ayrıntıydı ve SDP'nin genişleme programı içinde yer almasına yönelik hiçbir itiraz yoktu. Murat Bozlak 8 Eylül'de ÖDP Genel Merkezi'ne yaptığı ziyarette bunu "Sorun HADEP ile SHP arasındadır, sizinle ilgisi yoktur" diyerek, teyit etmiştir.
SİYASETTE AĞABEYLİK OLMAZ: HADEP görüşmelere EMEP ve SDP'nin gayri resmi temsilcisi edasıyla katıldı, sürekli olarak onlar adına konuşma çabasına girdi. SHP'den de ÖDP adına böyle tavırların içine girmesini bekledi ve bunu destekleyen öneriler geliştirdi. SHP Genel Sekreteri F. Sağlar aracılığıyla ÖDP'ye gayri resmi olarak teklif edilen HADEP orijinli formül ve kimilerinin kendilerini aşan rollere soyunarak ortaya attıkları absürd bir başka öneri bunlardan iki örnekti. Bazen bu tutumlar acaipliklere de yol açıyordu, EMEP örneğinde olduğu gibi. Bu parti önce bağımsız adaylar konusunda ısrar ederek ittifaktan uzak durdu. Sonra, HADEP Üçlü'nün arasına dahil edilmesi için ısrar etti. Aynı HADEP bu kez, 4 Eylül 2002'de SHP Genel Merkezi'nde yapılan toplantıda EMEP'in ittifaktan çekildiğini açıkladı. EMEP'in ittifaka girip girmediği bile belli değilken, ittifaktan çekildiği söyleniyordu. Ertesi gün bu iki parti, biz blok kurduk, diyorlardı. Dayanışma, dostluk ve işbirliği elbette halkın örgütlü güçleri arasında daima varolması gereken ilişkilerdir. Bununla beraber, farklı ideolojik yönelim, program, tüzük ve örgütsel yapılara sahip olan partilerin ayrı kurumsal kimlikleri ve kişilikleri vardır. Hangi konuda olursa olsun, kurulacak ilişkiler bunlar dikkate alınarak kurulur. En uygunu her partinin kendi sözünü, kendi temsilcileri ile ortaya koymasıdır. Ağabeylik siyasette pek uygun bir şey değildir. Türkiye sosyalist hareketi de kendi göbeğini kendisi kesmeye, kendi omuzunda kendi başını taşımaya önem vermelidir. ÖDP bu konuda ilkeli davranmayı tercih ediyor.
İTTİFAK İÇİNDE BLOK TUHAFLIĞI: ÖDP ve SHP arasında hiçbir özel anlaşma yapılmadı. Ama, siyasal süreci birlikte değerlendirme ve solun ortak davranışının yollarını arama konusunda çaba gösteriyorlar. Hal böyleyken , kendisini EMEP ve SDP ile bir blok olarak tarif eden HADEP, tuhaf bir şekilde ÖDP ve SHP'yi de diğer blok olarak tarif etme gayretine girmiştir. Yani, beş partiden iki blok çıkarma çalışması yapılmıştır. Toplumsal muhalefetin bu dost güçler arasında nasıl bir bloklaşma olabilir, bunu anlamak mümkün değil. HADEP bu tuhaf değerlendirmesini daha da ilerletmiş, ittifakın modelini de böyle bir bloklaştırma mantığına oturtmaya çalışmıştır. Aralarında farklı kurumsal kimlikler, farklı siyasi hareketlerin bulunduğu ittifak güçlerini ideolojik, programatik, politik ve örgütsel her hangi bir mantığı bulunmayan tasnifle, iki ayrı sepete sokmaya ve aralarından ikisini de ittifak işleri çekip çevirmeye memur eden bu garip önerilerin, dayandığı zihniyet bir türlü anlaşılamamıştır. Bu anlaşılmaz ittifak modellerinin dar alanında dönüp durularak, olağanüstü kıymetli zamanın su gibi akıp gitmesine neden olunmuştur. Bu davranıştaki ısrarın ilişkileri nasıl açmaza aldığı, görülmek dahi istenmemiştir.
ÖDP ALEYHTARLIĞI VE YALAN YAYINLAR KİMSEYE BİRŞEY KAZANDIRMAZ:Görüşmelerin ÖDP tarafından tıkandığı hakkında yalan haberler sürekli olarak iki partiye (HADEP ve EMEP) yakın medya organlarında, yani Evrensel ve Yeniden Özgür Gündem gazeteleri ile Med TV'de ilgili ilgisiz vesilelerle ileri sürülmüştür. Özellikle Kamu Çalışanları alanında ve örgütlü emek kesimlerinde bu iddialara sık rastlanmıştır. Bunun tesadüf olmadığı düşüncesi doğmuştur. HADEP, SP ile ilişki sürdürülürken dahi, "ÖDP'nin ittifakı engellediği" iddialarının devam ettiği görülmüştür. İP ve HAK-PAR'ın bu ittifaka dahil olması için ÖDP'nin dayatma yaptığı da aynı yalan dizisinin bir parçasıdır. 4 Eylül'de SHP Genel Merkezi'nde üç genel başkanın yaptığı görüşmede M. Karayalçın, İP Genel Başkanı D. Perinçek'in kendisiyle yapmış olduğu görüşmenin bilgisini vermekle yetinmiş ve konu bununla sınırlı kalmıştır. Bu ittifakın yarattığın ilgi nedeniyle, ilişki kurmak isteyen bir çok siyasal parti, çevre ve kuruma işaret edilerek genişlemenin nasıl olabileceği üzerine durulmuş. Ancak, bu konu hep sorun olarak kalmış ve çözülememiştir. Hem genel başkanların, hem de teknik heyetin görüşmelerinde HAP-PAR'ın da Üçlü'nün arasına dahil edilmesi yönünde kimse bir teklif ileri sürmemiştir. Gerçekler bu iken, yalanlar ileri sürülerek, ÖDP hakkında aleyhte bir hava yaratmaktan, kimin ne elde edilmek istendiği anlaşılamamıştır. Ama bu durumun partilerin kitleleri arasında dostluk ve kardeşlik ilişkilerini besleyen ve güçlendiren bir rol oynamadığı da muhakkaktır. Geriye dönüp bakıldığında, yukarıda adı geçen yayın organları ittifak görüşmelerini kolaylaştıran değil, zorlaştıran yayın çizgisi izlediği kabul edilmelidir.
HADEP PROJEYİ UNUTUP MİLLETVEKİLİ LİSTELERİNE GÖMÜLDÜ: HADEP milletvekili listeleri meselesine fazlasıyla gömülmüş, projeyi unutmuş ve çökmesine yol açmıştır. Projenin vereceği bütünsel Türkiye fotoğrafının önemini gözden kaçırmıştır. SHP'nin bazı genel merkez yöneticilerinin aynı havaya kendilerini kaptırdıkları ve HADEP'in meseleyi partilerle tek tek görüşerek milletvekili listeleri bazında çözme eğilimini güçlendirdikleri görülmüştür. ÖDP, bu görüşmelerin hiçbir aşamasında ve hiçbir kimseyle böyle ilişkilerin içinde olmadı. Bu ilişkilerin tamamen dışında kalmasına rağmen, görüşmeleri milletvekili pazarlığı nedeniyle ÖDP'nin tıkadığı iddialarının yayılması siyasal vicdanı yaralayan bir olgu olarak göze çarpıyor.
ÖDP VE TDP SEÇİM İŞBİRLİĞİNİN ARKASINDA NE VAR?: Toplumcu Demokratik Parti Eski genel Başkanı Sema Pişkinsüt 10 Eylül'de TBMM'de yaptığı basın açıklamasıyla, 3 Kasım Seçimi'nde "Yurttaşlarımızı programımıza ve ilkelerimize yakın gördüğümüz Özgürlük ve Dayanışma Partisi'ni desteklemeleri çağrısını yapıyoruz", dedi. 11 Eylül 2002'de ise iki milletvekili arkadaşıyla birlikte, U. Uras'ın da bulunduğu basın toplantısında, "Seçimlerde desteklemek ve işbirliği yapmak üzere, eşitler arası ilişki temelinde ÖDP'ye katıldıklarını" duyurdu. Bir gece önce HADEP-SHP ve ÖDP üçlüsünün şahsında sürdürülen "Sol İttifak" girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından bu katılımın gerçekleşmiş olması da ÖDP hakkında yine aynı çevrelerin bazı suçlama ve spekülasyonlarına malzeme oldu. Önce bir konuya açıklık getirelim. Türkiye'nin yüz karası işkenceye cesaretle mücadele yürüten ve kanıtını Meclis'in orta yerine bir utanç anıtı gibi diken Sema Pişkinsüt'ün partimizin çatısı altında seçime girmesinden ÖDP onur ve mutluluk duymaktadır. Bu onuru paylaşmış olmalılar ki, 29 Mart 2002'de şimdiki SDP Genel Başkanı Akın Birdal, o dönem TDP Genel Başkanı S. Pişkinsüt ile görüşerek ittifak önermiş. HADEP'te Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Turan Demir de aynı yolu izleyerek, ittifak konusunu görüşmek üzere 7 Eylül'de TDP'nin kapısını çalmıştır. TDP, IMF Programının temcilcisi K.Derviş ile kader birliği yapmaya başlayınca CHP'nin soldan uzaklaştığına işaret etmiş, "Sol İttifakı" değerlendirmek istediklerini ÖDP'ye açıklamıştır. Ancak, DEHAP listelerinden yalnızca HADEP'le birlikte girmenin uygun olmayacağı da ilave edilmiştir. "Sol ittifak"a katılmak isteyenlerin yoğunluğuna uygun bir genişleme stratejisi izleyebilme sorununu, SHP-HADEP ve ÖDP üçlüsü çözebilseydi, bugün ÖDP çatısı altında seçimlere giren TDP kökenli üç milletvekili belki DEHAP'a katılıp onun listelerinden seçime girecek ve DEHAP da TBMM'de üç milletvekili bulunan bir parti olmanın yasal sonuçlarına muhatap olacaktı. Olmadı. ÖDP, Meclise girdi. Emekçi sınıflar ve sosyalistler adına bundan üzüntü duyacak bir şey olmadığı kanısındayız.
SONUÇ
ÖDP bu ittifak girişiminin başarısız olmasından üzüntü duymaktadır. Çünkü, gerçekleşmemiş olması sosyalist solun, sosyal demokrasinin, kapitalist küreselleşme mağdurlarının ve Kürtlerin bu seçim dönemi için belirlediklere hedeflere ulaşmaları daha zorlaşmıştır. Tarihi bir fırsat kaçırılmış, büyük buluşma ister istemez daha ileri bir döneme ertelenmiştir. Bu sonuçtan, IMF'nin programını uygulamaya hevesli düzen güçleri yararlanacaktır. Bu başarısızlığın tarafları bir yandan, şimdiki politikalarını yaşama geçirmeye çalışırken, diğer yandan yeterince olgunlaşmayan tavırların rolü üzerinde düşünmeye devam etmelidir. Bununla beraber, gerek sonuç, gerekse görüşmelerin seyrinde hatalı yada hatasız tutumların yarattığı farklılaşmalar, bu partilerin çatısı altında toplanan güçler arasındaki dostluk ve dayanışma duygularını zedelememelidir.
ÖDP MERKEZ YÜRÜTME KURULU
21 Eylül 2002